Viyana / Linz / Feldkirch (OTS) –

İslami Federasyonlar, siyasi sorumluluk taşıyan tüm kesimlere çağrıda bulunarak Müslümanlara yönelik İslam karşıtı politikaların ve aşağılayıcı söylemlerin derhal sona erdirilmesini talep etti. Federasyonlar, entegrasyon ve toplum politikalarında yeniden sağduyulu, sorumluluk bilinci yüksek ve saygılı bir dilin hâkim olması gerektiğini vurguladı. Siyasi iletişimin, özellikle azınlıkları ilgilendirdiği durumlarda, toplumsal iklim üzerinde kalıcı etkiler yarattığı için özel bir sorumluluk taşıdığı ifade edildi.

18 Aralık 2025 tarihinde Avusturya Entegrasyon Fonu (ÖIF) tarafından sunulan “Entegrasyon Barometresi” ile bu sunumun ilgili bakanla birlikte gerçekleştirilme biçimi, siyasi saiklerle beslenen sağ popülizmin yeni bir dip noktaya ulaştığını göstermektedir. Sunuma eşlik eden siyasi ve medya dili, Avusturya’daki birçok Müslüman arasında ciddi bir endişe yaratmıştır. Toplumsal birlikteliği güçlendirmek yerine, bir kez daha genelleyici yaklaşımlar benimsenmiş ve dini bir azınlık sorunlu bir unsur gibi gösterilmiştir.

Özellikle “Müslümanlarla birlikte yaşama” konusunun izole bir şekilde ele alınması son derece eleştireldir. Bu yaklaşım, daha baştan örtük ithamlar taşımakta ve mevcut önyargıları pekiştirmektedir. Müslümanlar toplumun doğal bir parçası olarak değil, yeniden bir “toplumsal sorun” olarak işaretlenmektedir. Bu tutum, kapsayıcı ve demokratik bir toplum anlayışıyla bağdaşmadığı gibi, güveni de zedelemektedir. Oysa Müslümanlar onlarca yıldır bu toplumun ayrılmaz bir parçasıdır; eğitim, sağlık, ekonomi, bakım hizmetleri, kültür ve gönüllülük alanlarında her gün önemli katkılar sunmaktadır. Ancak bu gerçeklik, siyasi iletişimde neredeyse hiç yer bulmamaktadır.

Entegrasyon politikasındaki sorumluluk yıllardır aynı siyasi partinin elindedir. Buna rağmen kendi hataları ve eksiklikleri açıkça dile getirilmemekte, öz eleştiri yapılmamaktadır. Bunun yerine toplumsal sorunlar azınlıkların üzerine yıkılmaktadır. Bu tür bir siyasi sorumluluktan kaçış hem kısa görüşlüdür hem de toplumsal birlikteliği tehlikeye atmaktadır.

“Entegrasyon Barometresi”nde, İslam karşıtı bir siyasi gündem için kullanılamayan konular ise bilinçli şekilde görmezden gelinmektedir. Oysa raporun kendisi, halkın en büyük endişesinin açık ara hayat pahalılığı ve artan yaşam maliyetleri olduğunu net biçimde ortaya koymaktadır. Katılımcıların %75’i elektrik, ısınma ve gıda fiyatlarından endişe duyduğunu belirtirken, %66’sı yüksek vergi yükünü, %70’i ise sağlık ve bakım hizmetlerini temel sorunlar olarak göstermektedir.

Ancak bu konular hükümet tarafından neredeyse hiç siyasi gündeme alınmamaktadır. Bunun yerine İslam ve dolayısıyla dini bir azınlık, dikkatleri başka yöne çekmek için bir araç olarak kullanılmaktadır.

Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA), Avusturya Direniş Belgeleri Arşivi (DÖW) ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Özel Raportörü gibi kurumların uzun süredir dikkat çektiği yüksek İslam düşmanlığı ve artan ırkçılık ise “Entegrasyon Barometresi”nde tamamen yok sayılmıştır.

Özellikle seçilmiş bazı sonuçların sosyal medyada siyasi amaçlarla keskinleştirilmesi son derece endişe vericidir. Bağlamından koparılmış ve kısaltılmış mesajlar, bilinçli şekilde önyargıları körüklemekte ve zaten gergin olan toplumsal iklimi daha da sertleştirmektedir. 18 Aralık 2025’te başbakanlık partisi tarafından paylaşılan ve kamuoyunda geniş çaplı tepki çeken sosyal medya gönderisi, kabul edilebilir sınırların bir kez daha aşıldığını göstermiştir. “Biliyor muydun, insanların üçte ikisi Müslümanlarla birlikte yaşamayı zor buluyor?” sorusunu içeren bu paylaşım, tehlikeli bir kışkırtmaya hizmet etmektedir. Siyasi dil tarafsız değildir; etkisi vardır.

Daha da sarsıcı olan ise, “Entegrasyon Barometresi”nin sunulmasından ve söz konusu paylaşımdan sadece iki gün sonra Hollabrunn’daki bir caminin ateşli silahla saldırıya uğramasıdır. Bu olay, sözlerin hızla şiddet eylemlerine dönüşebileceğini ve siyasi söylemin gerçek hayatta somut sonuçlar doğurduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Bu tablo karşısında İslami Federasyonlar, federal hükümetten açık ve inandırıcı bir siyasi sorumluluk üstlenmesini beklemektedir. Müslümanlar şu anda ciddi bir güvensizlik duygusu yaşamaktadır. Demokratik bir hukuk devletinde, barışçıl şekilde ibadethanelerinde dua eden insanların güvenliklerinden endişe edip etmeyecekleri sorusu yanıtsız kalmamalıdır.

Siyasi iletişim, toplumsal iklim üzerinde doğrudan etkiye sahiptir. Dini azınlıkları genelleyen veya sorunlu gösterenler, bunun doğurduğu sonuçlardan kaçamaz. Dini mekânların ve orada bulunan insanların korunması tali bir mesele değil, devletin temel görevlerinden biridir.

Yıllardır belgelenen İslam düşmanlığı ve Müslümanlara yönelik ırkçılığın artışı karşısında, münferit olaylara atıfta bulunmak ya da sadece üzüntü ifade etmek artık yeterli değildir. İslam karşıtı ve Müslümanlara yönelik ırkçı saldırıların sistematik biçimde kayda geçirilmesi, değerlendirilmesi ve bunlarla mücadeleye yönelik net bir siyasi strateji gerekmektedir.

İslam düşmanlığı marjinal bir olgu değil, giderek büyüyen toplumsal bir sorundur. Entegrasyonu ciddiye alan herkes bu gerçeği kabul etmeli, açıkça dile getirmeli ve kararlılıkla karşısında durmalıdır. Aksi takdirde güven daha da zedelenecek, belirsizlik artacak ve toplumsal birliktelik ciddi biçimde tehlikeye girecektir.

Kaynak: Ots.at