Galatasaray, sezonun kader maçında sahaya yalnızca bir derbi kazanmak için çıkmadı; şampiyonluk yürüyüşünü rakibinin gözlerinin içine baka baka ilan etmek için çıktı. RAMS Park’taki dev gecede Fenerbahçe’yi 3-0 mağlup eden sarı-kırmızılılar, zirvede puan farkını 7’ye çıkararak ligin son düzlüğüne çok büyük bir psikolojik ve matematiksel avantajla girdi.
Osimhen’in kilidi açtığı, Barış Alper Yılmaz’ın penaltıyla farkı büyüttüğü, Torreira’nın ise fişi çektiği bu maç, skorun ötesinde bir güç gösterisi olarak hafızaya kazındı.
Maçın en kritik kırılma anı aslında henüz skor 0-0’ken yaşandı. Fenerbahçe, 13. dakikada Talisca’yla penaltı fırsatı yakaladı. Bu an, derbinin yönünü tamamen değiştirebilecek türden bir andı. Ancak Talisca topu auta gönderince Galatasaray hem büyük bir tehlikeyi atlattı hem de tribün desteğini arkasına alarak oyunun duygusal kontrolünü eline geçirdi. Derbilerde bazen tek bir vuruş tüm hikâyeyi değiştirir; bu maçta o vuruşun kaçması, Galatasaray’a maçı büyütme cesareti verdi.
İlk yarıda Galatasaray’ın oyunu kusursuz değildi ama daha diri, daha iştahlı ve büyük anlara daha hazır bir görüntü vardı. 19. dakikada Davinson Sanchez’in taşıdığı tehlike, Fenerbahçe savunmasının ne kadar baskı altında kalabileceğini gösterdi. Dakikalar 40’ı gösterdiğinde ise beklenen gol geldi. Jakobs’un taç organizasyonunda Lemina’nın indirdiği topu altıpas içinde iyi kontrol eden Victor Osimhen, diziyle yaptığı dokunuşla skoru 1-0’a getirdi. Bu gol biraz karambol, biraz takipçilik, biraz da büyük forvet sezgisiydi. Galatasaray soyunma odasına yalnızca skor üstünlüğüyle değil, mental üstünlükle de girdi.
Fenerbahçe ilk yarının son bölümünde Talisca’yla direkten dönen topta bir çıkış işareti verse de ikinci yarıya daha tutuk başladı. Galatasaray ise rakibinin oyuna ortak olmasına izin vermeden baskıyı diri tuttu. Sarı-kırmızılıların 54 ve 57. dakikalarda bulduğu iki golün ofsayt nedeniyle iptal edilmesi bile takımın iştahını düşürmedi. Aksine, Galatasaray rakibine sürekli “bu maç daha fazla da açılabilir” hissini yaşattı. Bu bölümde özellikle ön alan baskısı, ikinci topları toplama becerisi ve orta alandaki reaksiyon hızı maçın yönünü belirledi.
Derbinin ikinci büyük kırılması 60’lı dakikalarda geldi. Galatasaray penaltı kazanırken, Fenerbahçe’de kaleci Ederson’un hakemin uyarısına rağmen kalesine geçmemesi sonrası 62. dakikada ikinci sarı karttan kırmızı görmesi konuk ekip adına oyunu fiilen bitiren gelişme oldu. Zaten zorlanan Fenerbahçe, 10 kişi kaldıktan sonra tamamen kırıldı. 67. dakikada Barış Alper Yılmaz penaltıyı gole çevirince skor 2-0’a geldi ve derbinin psikolojik kapısı tamamen kapandı. Bu gol, sadece farkı artırmadı; Fenerbahçe’nin geri dönüş ihtimalini de tribünlerin gürültüsü içinde boğdu.
Son sözü ise bu maçın en çok çalışan, en çok savaşan isimlerinden Lucas Torreira söyledi. Uruguaylı orta saha 83. dakikada attığı golle geceyi 3-0’a taşıdı ve skoru tabelaya bir imza gibi çaktı. Üstelik Torreira’nın daha önce bir golü de VAR incelemesi sonrası ofsayt gerekçesiyle iptal edilmişti. Buna rağmen oyundan hiç düşmedi, merkezde temas dozunu ayarladı, geçişleri bozdu ve üzerine bir de maçın kapanış golünü attı. FotMob verisinde maçın adamı seçilmesi de tesadüf değil; bu derbi onun enerjisini, sezgisini ve kazanma iştahını net biçimde yansıttı.
Galatasaray cephesinde bireysel performanslar da büyük resmin önemli parçasıydı. Osimhen yine büyük maçta sahneye çıkan isim oldu. Barış Alper Yılmaz sezonun resmi maçlarındaki gol sayısını 12’ye taşıdı. Torreira toplamda bu sezon 4. kez ağları buldu. Takım savunmasında ise Davinson başta olmak üzere merkez blok rakibin ritim kurmasını engelledi. Kalede Uğurcan Çakır’ın erken sarı kart görmesine rağmen oyundaki konsantrasyonu yüksekti; ancak gördüğü kart nedeniyle Galatasaray’ın bir sonraki Samsunspor maçında cezalı duruma düştü.
Fenerbahçe açısından bakıldığında ise bu maç, sezonun en ağır kırılmalarından biri olarak kayda geçti. Penaltı kaçtı, kırmızı kart geldi, oyun üstünlüğü rakibe teslim edildi ve şampiyonluk yarışında telafisi çok zor bir yara alındı. 67 puanda kalan sarı-lacivertliler, bu yenilgiyle zirve yarışında ipleri artık büyük ölçüde Galatasaray’ın eline bıraktı. Maç sonunda konuşulan yalnızca skor değildi; derbiye daha iyi başlayan ama kritik anları değerlendiremeyen bir takımın nasıl dağıldığıydı.
Galatasaray ise bu sonuçla puanını 74’e çıkardı ve artık şampiyonluk cümlesini yüksek sesle kurar hale geldi. Önündeki Samsunspor maçını kazanması halinde matematiksel olarak da mutlu sona ulaşma ihtimali doğdu. Ama bu derbinin asıl mesajı daha farklıydı: Galatasaray, sezonun en ağır maçında rakibini sadece yenmedi; ona oyun, tempo, karakter ve skor üzerinden üstünlük kurarak “bu ligin patronu benim” dedi. RAMS Park’taki 3-0, tabelada duran sıradan bir derbi sonucu değil; şampiyonluğa atılmış çok sert ve çok net bir imzaydı.
Haber / Barış Öztürk






